30 Eylül 2011 Cuma

1 bardak kolanın vücudunuzdaki seyahati


 Kola neden şişmanlatır? İlk 10 ve ilk 40 dakikada bakın kola vücutta kan şekerini nasıl etkiliyor. kola ile felakete götüren 60 dakika. Doktorlar bir bardak colanın 60 dakikada vücuda verdiği zararları anlattı. İşte felakete götüren kısır döngü. Doktorlar kola içince vücudunuzda neler olduğunun farkında mısınız diyerek aşağıdaki açıklamayı yaptı bizlere.



1. İlk 10 dakikada: Kanınıza hemen 10 çay kaşığı kadar şeker girer. Bu normal günlük dozun 100 katı kadardır. Bulantınızın olmamasınınnedeni içinde bulunan fosforik asiddir.
2. İlk 20 dakikada: Kan şekeriniz aşırı şekilde yükselir. Bunun sonucu pankreasınızda aşırı derecede insülin salgılanır ve kan şekerinin fazlası karaciğerde yağ olarak depolanmaya başlar.
3. 40 dakika içinde: Kafeinin tamamı dolaşıma girmiş olur. Kan basıncı yükselir, karaciğerden daha fazla şeker yapılarak kana geçer ve kan şekeri tekrar yükselir.
4. 45 dakika içinde: Beyinde dopamin yapımı artar ve mutluluk hissi başlar. Eroinin etkisine benzer bir etki meydana gelir.

5. 60 dakika içinde: Ani açlık hissi oluşur.
6. Tekrar kolaya ve tatlılara saldırısınız.
7. Bu kısır döngü devam ettiği süre karaciğer ve göbek yağlanması artar, vücudun tüm hücrelerinde LEPTİN ve İNSÜLİN DİRENCİ gelişir.
8. Şişmanlık hastalığını başlatmıştır ve bütün dejeneratif hastalıkların nedenidir.
Hala cola içmek istermisiniz. Yoksa taze sıkma portakal ve nar suyumu sıktırırsınız gittiğiniz restaurantlarda. Malesef sıkma portakal suyu yok. Diyen lokantaları protesto edin. 20 milyon liraya bir meyve sıkma makinası aldırın. Aksi halde bir daha gelmeyeceğinizi söyleyin..
Sağlığımıza dikkat edelim. Restaurantlarda kola, gazoz varsa. Sıkma taze portakal, mandalina, kivi suları da olsun.

Uğurlu olur inşallah :) Ertuğrul Özkök ' ün bu yazısıyla başlamak istedim

Saklayın sonra suratıma çarpın
OLMAZ ya, sırf misal olsun diye yazıyorum.

Mesela iktidar değişmiş.
Değişmez ya, diyelim ki değişti...
Geriye dönük davalar başlamış.
İllegal telefon dinlemeleri, davalarla ilgili olmayan insanların konuşmaları, davalarla ilgili insanların, davayla yakından uzaktan ilgisi olmayan konuşmaları.
Vesaire vesaire...
Neyse, bu yazıyı saklayın, o gün yanınızda olmazsam, suratıma çarparsınız.
* * *
Olmaz ya, oldu diyelim...
Savcılar, bugün hükümete çok yakın gazetecilerin, siyasetçilerin, sanatçıların, bugün de mutlaka dinlenmekte olan telefon konuşmalarını dosyalara koymuşlar.
Mesela hükümete yakın bir gazetecinin, AK Parti’nin bir yöneticisi ile yaptığı sohbet.
Mesela, bir gazetecinin polisle, istihbaratçıyla yaptığı konuşma.
Mesela o gazetecilerin kendi aralarında yaptıkları geyik muhabbeti.
Hepsi iddianame eklerinde, ortalığa saçılmış.
Mesela şöyle basit, sıradan, alelade bir cümle:
“Gördün mü seninki yine ne yazmış? Geçirsene şuna bir Allah aşkına...”
Şimdi kim kime emir vermiş, hangi mendebur hangisini azmettirmiş?
Sanıyor musun, kozmik bir odada konuşuyorum diye kimse bilmiyor?
MİT’in en kozmik odasının bile tecavüze uğradığı namert bir âlemde kapalı kapı mı kalmış ki, böylesine rahatsın.
O yüzden diyorum ki:
Ortalığa saçılan bu kayıtlar, hepimizin meselesidir.
Özellikle de, sana sesleniyorum:
Sana, yani dosyalardaki alakasız telefon konuşmalarına bakıp, anında “Durumdan vazife çıkarttırılan” arkadaş, sana...
Bugün kayığını sağlam, tehlikesiz bir limana demirlediğin için, dışarıdaki fırtınalar, kasırgalar, urağanlar, ummanlar beni etkilemez diye düşünen arkadaş...
Sana diyorum.
* * *
Biliyorum, “Dönem bizim dönemimizdir” diyorsun, kendini yıkılmaz, dokunulmaz hissediyorsun.
Ah, ah, dostum; kozmik odadaki komutan da öyle hissediyordu, öylesine emindi.
Diyeceğim; sen yine de temkinli ol. Unutma, her cengâverin içinde bir Aşil, her Aşil’in de bir topuğu var.
Bir bakmışsın karşında bir dosya, dosyanın içinde bir ayna, aynada da kendi suretin.
Konuştuğunu dev yapmış, sense minnacık kalmışsın. Ezilip, büzülüyorsun.
Ne arkadaşın kalmış, ne bir tek dostun.
Bugün birisi, bilmem hangi nargile kafede, hasmının mahremiyetini fokurtu keyfi yapıyorsa; öbür gün başka birisi de senin mahremini, rakı masasında meze yapmış, “şerefsizliğine” kadeh kaldırıyor.
Hayat böyledir; karakter tefessüh edince, o koku herkesin ruhuna siner.
Kolektif bir röntgencilik icat olunmuşsa, artık her âlemde mertlik bozulmuş demektir.
O yüzden sana tavsiyem. Atlama mal bulmuş Mağribi gibi o kâğıtların üzerine...
“Bu, hepimizin meselesi” de, “Hepimizin şerefi, mahremi” de...
Mertlik hepimizde kalsın de...
* * *
Adalet bakanına soruyorlar:
“Hani konulmayacaktı ilgisiz konuşmalar dosyalara...”
Hâlâ anlamadın mı kardeşim?
O bir mesaj. Çok ciddi bir mesaj.
Sadece karşıdaki gazeteciye değil, hepsine, hepimize mesaj.
Açıkça diyor ki:
“Bak gazeteci kardeşim. Ayağını denk al. Kimle konuştuğunu, ne konuştuğunu, nerede konuştuğunu saniye saniye biliyorum. Ona göre...”
Bürokrata, siyasetçiye, sanatçıya, işadamına...
Bütün haber kaynaklarına diyor ki:
“Bak ayağını denk al... Ona buna bilgi verip, kafamın tasını attırma...”
Sen masum bir geyik muhabbeti yaptığını, arkadaşınla şakalaştığını, birilerini ti’ye aldığını, gırgır geçtiğini sanıyorsun değil mi...
* * *
Sen öyle san...
Bir bakmışsın ki, hayatın boyunca karşı çıktığın bir darbenin asli failisin.
Ne yazmışlar Nedim Şener’in telefonunu dinlemek için hâkime?
“Adam öldürmek için plan yapmak...”
Kimle? Binnaz Toprak’la, “Açık Toplum Derneği”nin yöneticileri ile.
Oysa biri Anadolu’da mahalle baskısı konusunda sosyolojik araştırma yaptığını sanıyordu...
Ya Açık Toplum Derneği?
Adı üstünde.
Açık, demokratik, şeffaf bir devlet istiyordu.
Al işte sana, açık değil, çıplak; çıplak değil çırılçıplak, anadan doğma, üryan bir toplum...
30/09/2011 Hürriyet Gazetesi